Yeni nesil "tak-çalıştır" cihazlar her ne kadar bize büyük bir konfor vaat etse de, 3D yazıcıların doğası gereği mekanik cihazlar olduğunu unutmamak gerekiyor. Sensörler yatağın eğriliğini milimetrik hassasiyetle ölçüp yazılımsal olarak telafi edebilse de, nozzle ile tabla arasındaki o kritik mesafe olan Z-offset ayarında hala ufak manuel dokunuşlara ihtiyaç duyulabiliyor. Sensör ne kadar gelişmiş olursa olsun, tabladaki bir toz tanesi veya nozzle ucunda kalan minik bir plastik kalıntısı tüm otomatik ölçümü yanıltabiliyor.
Bunun yanı sıra, otomasyonun henüz tam anlamıyla el atamadığı mekanik disiplinler de var. Örneğin kayışların gerginliği, tekerleklerin sıkılığı veya vidaların zamanla gevşemesi gibi fiziksel durumlar tamamen kullanıcının periyodik kontrollerine bakıyor. Keza ekstrüderin filamenti ne kadar hassas ittiğini ölçen E-step ayarı da genellikle fabrikadan standart bir değerle geliyor ancak en kaliteli baskı için manuel olarak kontrol edilmesi gereken bir detay. Özetle teknoloji bize muazzam bir zaman kazandırıyor ve giriş bariyerini düşürüyor; fakat makinenin "ruhunu" anlamak ve o son ince ayarları elle yapmak, sıradan bir baskı ile kusursuz bir parça arasındaki en temel farkı oluşturmaya devam ediyor. Ben sensörlere ? oranında güvensem de, her zaman gözümün ve elimin makinenin üzerinde olması gerektiğini savunanlardanım.